HUKUKA ÖZEL AYKIRILIK
Genel Olarak
Bilindiği üzere Ceza Hukuku anlamında bir suçun üç zorunlu (yapısal) unsuru bulunmaktadır;
- Tipe Uygun Eylem
- Kusurluluk
- Hukuka Aykırılık
Hukuka aykırılık; işlenen ve kanundaki tarife uygun bulunan fiile hukuk düzenince cevaz verilmemesi, bu fiilin mubah sayılmaması, yalnız ceza hukuku ile değil, bütün hukuk düzeni ile çelişki ve çatışma halinde bulunması demektir.
Bir eylem hukuka aykırı olmadıkça suçun oluştuğundan söz edilemez[1]. Önemle belirtmek gerekir ki, Ceza Kanunu’nun suç saydığı bir fiilin işlenmesine diğer bir kural-bu kural Ceza Kanunu’nda veya başka bir hukuk dalında yer alabilir[2]- izin veriyorsa, o fiilin hukuk düzeni tarafından yasaklanmadığı, yani suç olmadığı sonucuna varılır. Bu şekilde ceza normunun yasakladığı bir fiilin işlenmesine izin vererek onun hukuka aykırı olmasını önleyen kurala “hukuka uygunluk sebebi” denir[3]. Örneğin haklı savunma (meşru müdafaa), zorda kalış (ıztırar) ya da yetkili merciin emrini yerine getirme birer hukuka uygunluk sebebidir. Hukuka uygunluk sebepleri hukuka aykırılığı ortadan kaldırıp fiili hukukun meşru saydığı bir hareket haline getirirler.
Türk Hukuk Doktrininde “hukuka aykırılık” yerine bazen “haksızlık” teriminin de kullanıldığı görülmektedir. Önemle belirtmek gerekir ki, daha çok Alman ceza hukukçuları tarafından kullanılmakta olan “haksızlık” kavramı “hukuka aykırılık” kavramından farklıdır[4]. Hukuka aykırılık, yapılan hareketin bir hukuk normu ile çelişmesi anlamına gelmekte iken; haksızlık kavramı hareketin hukuka aykırı olarak değerlendirilmesi, yani bir değer hükmü anlamına gelmektedir[5]. Hukuka aykırılıktan amaç norma aykırılık iken; haksızlık terimiyle ifade edilmek istenen şey yapılan eylem hakkında verilmiş olumsuz bir değer yargısıdır.
Hukuka Özel Aykırılık
Türk Ceza Kanunu (“TCK”) suçun yapısal unsurlarından olan hukuka aykırılık unsurundan genel olarak söz etmemiştir. Ancak Türk Ceza Kanunu’nda bazı suçlar bakımından hukuka aykırılığı belirten bazı terimler kullanılmıştır. Örneğin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunun düzenlendiği TCK’nın 109. Maddesinde yer alan “… hukuka aykırı olarak…” , görevi kötüye kullanma suçunun düzenlendiği TCK’nın 257. Maddesinde yer alan “… görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle…” ya da özel işaret ve kıyafetleri usulsüz kullanma suçunun düzenlendiği TCK’nın 264. Maddesinde yer alan “…yetkisi olmaksızın…” ibareleri ile kanun hukuka aykırılığı ayrıca belirtmektedir. İşte bu ve buna benzer deyimlerle özel biçimde aranan hukuka aykırılığı bütün suçların yapısal unsurunu oluşturan hukuka aykırılık unsurundan ayırt etmek için, bu gibi hallerde “hukuka özel aykırılık”tan bahsedilmektedir. Bugün doktrinde genel kabul görmüş görüşe göre suç tipinde hukuka aykırılığın ayrıca belirtilmesine hukuka özel aykırılık denilmektedir[6].
Kanun koyucunun hukuka aykırılık halini suç tipinde ayrıca göstermesinin bir nedeni olduğu açık olmakla birlikte, bu nedenin ne olduğu konusunda doktrinde bir takım görüşler bulunmaktadır.
Bir görüşe göre, kanun koyucu bu hareketiyle bazı suçlar hakkında özel hukuka uygunluk sebepleri yaratmak istemiştir[7].
Diğer bir görüş, kanun koyucunun bu ibarelere madde metninde yer vermesinin tarihi sebeplere dayandığını ve hâkimlerin dikkatini ayrıca çekmek amacıyla bu gibi hukuka özel aykırılık hallerinden söz ettiğini savunmakta olup, hukuka genel aykırılık ile hukuka özel aykırılık arasında esasında bir farkın bulunmadığını ileri sürmektedir[8].
Hukuka özel aykırılık hallerinin genel olarak hukuka aykırılıktan ayrılmasının sebebini suçun manevi unsuru olan kusurluluk da gören yazarlar da bulunmaktadır[9]. Bu yazarlara göre kanunda ayrıca gösterilmeyen hallerde failin yaptığı hareketin hukuka aykırı olduğunun farkında olmasının farkında bulunup bulunmaması önemli değildir. Hukuka özel aykırılık hallerinde ise bu husus ayrı ve özel bir unsur sıfatını alacağı için failin hukuka aykırılığı da bilmiş ve istemiş olması, kasdının hukuka özel aykırılığı da kapsamına alması aranır[10].
Son bir fikre göre ise, bazı suçların (örneğin hırsızlık, adam öldürme, ırza tecavüz) hukuka aykırı suretle işlenmeleri adeta kuraldır ve bu suçlarda hukuka aykırılığın ayrıca gösterilmesine gerek yoktur. Buna karşılık bazı suçlarda normal olan bunların hukuka uygun bir şekilde gerçekleşmesidir. Örneğin resmi unvan, nişan, alamet ve kıyafetlerin usulsüz kullanılması suçu açısından polis üniforması ile dolaşan bir kimsenin buna hakkı olduğu sanılır. İşte bu gibi hallerde fiilin hukuka aykırı bir şekilde işlenip işlenmediğinin ayrıca tespit edilmesi gerekir. Bu bakımdan her suçta bulunması gereken hukuka aykırılık unsuruna, kimi suçlarda ortaya çıkabilecek tereddütleri önlemek için yasada özel olarak yer verilmesi esası kabul edilmiştir[11].
Hukuka özel aykırılık halleri Türk Ceza Hukuku’nda olduğu gibi yabancı hukuklarda da benimsenmiş bir sistem olarak karşımıza çıkmaktadır. Avusturya Ceza Kanunu’nun 99. Maddesinde yer alan Avusturya Ceza Kanunu’nun 99. Maddesinde yer alan “…hukuka aykırı olarak” ibaresi ya da Fransız Ceza Kanunu’nun 224. Maddesinde yer alan “yasal mercilerin izni olmaksızın ve kanun tarafından öngörülen haller dışında” ibareleri buna örnektir.
Bilişim Suçları Açısından Hukuka Özel Aykırılık
Türk Ceza Kanunu’nun 243 ila 246. Maddeleri arasında düzenlenen bilişim suçları açısından da hukuka özel aykırılık hallerinin hüküm altına alındığı görülmektedir. Gerçekten 243. Maddede düzenlenen bilişim sistemine girme suçuna ilişkin olarak vazedilen “…hukuka aykırı olarak giren…” ya da 245. Maddede düzenlenen Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması suçuna ilişkin olarak “…kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın…” ibareleri hukuka özel aykırılık hallerine örnek teşkil etmektedir.
Sonuç
Kanaatimce, TCK’nın bazı maddelerinde (yukarıda anılan bilişim suçları da dâhil olmak üzere) hukuka aykırılığı ayrıca göstermesi sebepsiz değildir. Kanun koyucu hukuka özel aykırılık olarak kabul edilen hususlara suç tipinde yer vererek failin kanunun öngördüğü şekilde harekete ettiğini bilmesini ve hareket etmeyi istemesini aramıştır. Dolayısıyla hukuka özel aykırılık halinin suç tipinde yer aldığı durumlarda hâkim, failin kastı dışında ayrıca bu özel aykırılığı da bilip bilmediğini, buna göre hareket etmeyi isteyip istemediğini de araştırmalıdır. Böylece failin hukuka aykırı hareket ettiği tespit edilmedikçe hukuka aykırılık unsuru ve dolayısıyla suç oluşmayacaktır.
Saygılarımla
Yavuz Dayıoğlu
03.12.2008
[1] Bkz. Yargıtay 4. Ceza Dairesi 24.3.1992, E. 1992/1579, K. 1992/2197.
[2] 1926 tarihli Türk Medeni Kanunu’nun 267. Maddesinde yer alan “ana baba, çocuklarını tedip hakkına maliktir” hükmü buna örnek olarak verilebilir.
[3] Kunter, Suçun Kanuni Unsurları Nazariyesi İstanbul 1949 s. 108 vd.
[4] İçel, Suç Teorisi İstanbul 2004 s 94.
[5] Jescheck, Hans-Heinrich-Weigend, Thomas, Lehrbuch des Strafrechts Allgemeiner Teil. 5. Auflage, Berlin 1996.
[6] Dönmezer, Sulhi-Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Genel Kısım C:2 İstanbul 1999 n. 692.
[7] İçel, Suç Teorisi İstanbul 2004 s 109.
[8] Dönmezer, Sulhi-Erman, Sahir, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, Genel Kısım C:2 İstanbul 1999 n. 692;
[9] İçel, Suç Teorisi İstanbul 2004 s 109.
[10] Kunter, Suçun Kanuni Unsurları Nazariyesi İstanbul 1949 s. 159 vd.
[11] Erem, Faruk-Danışman, Ahmet-Artuk, Mehmet Emin, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Ankara 1997.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder