10 Kasım 2011 Perşembe

Türkiye'de internete erişimin engellenmesi ile ilgili tesbit ve düşünceler



İnternet teknolojisi 90’lı yıllardan itibaren günlük hayatımıza girmiş aynı zamanda bu sınırsız bilgi ve iletişim kaynağı için muhtelif hukuk sistemlerinde olumsuz veya olumlu gelişmeler oluşmuştur. İnterneti kısmen veya tamamen denetim altında tutan Suudi Arabistan, İran, Libya vs gibi ülkelerdeki uygulamalar konumuzun dışındadır. Bu makalemizde ülkemizde ve kısmen AB ülkelerinde internete bireysel erişimin engellenmesi konusunda tartışılan bazı konularda tesbit ve görüşlerimi başlıklar altında özetlemeye çalışacağım.

1.      İnternet sitelerine bireylerin erişiminin engellenmesi temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasımıdır?

Öncelikle belirtmek istediğim husus 1982 Anayasasının 26. maddesinde yer alan “haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler bunların yayımını engellememek kaydıyla , düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlandırılması sayılmaz” hükmüdür. Doktrinde çok yerinde olarak belirtildiği gibi “haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellemesi durumunda düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması anlamına gelmektedir” (Murat V.Dülger-Yasin Beceni, Türkiye’de İnternet Sitelerinin Erişiminin Engellenmesi Konusunda Farklı Hukuk Disipleri Açısından Değerlendirmeler, Tüsiad Yayını, 2011, sayfa 11)
Bu çerçevede 1982 Anayasasının “bireylerin internet sitelerine erişiminin engellenmesini temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması” olarak kabul ettiğini söyleyebiliriz.

Ana prensip bu olmakla beraber kişisel hak ve özgürlüklerin de bir sınırı olduğunu, bu sınırın başkalarının hak ve özgürlüklerine tecavüz durumunda sona ereceğini söylemek durumundayız. Gerçekten internet erişimi ile ilgili özgürlükler bugün kişilik haklarına tecavüz, başkalarının haklarını koruma ve kamu yararı düşüncesiyle bazı sınırlandırmalara uğramaktadır. Bu sınırlandırmalar “özgürlüğün esasına dokunmamak kaydıyla” gerek dünyanın uygar ülkelerinin hukuk sistemlerinde gerekse uluslararası anlaşmalarda da yer almaktadır.

2.      İnternete erişimi düzenleyen kurallar

Belirttiğimiz gibi, kişilerin internete erişim özgürlüğü hukuk sistemimizde gerek Anayasa Hukuku gerekse Uluslararası Anlaşmalar kapsamında sınırlandırılabilir. Burada bir yandan kişisel özgürlüklerin başkalarının özgürlüklerine ve haklarına zarar vermemesi diğer yandan da toplumun genel yararı, kullanıcıların haklarının zarar görmesini engellemek endişesi yol gösterici unsurlar olmalıdır.
“Bu sınırlama Anayasa’nın 13. maddesine uygun olarak gerçekleştirilmeli, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine uygun olarak yorumlanmalıdır.”(Murat V. Dülger- Yasin Beceni, a.g.e., sayfa 12).
Anayasamızın 13. maddesinde “temel hak ve özgürlüklerin, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlandırılabilir. Bu sınırlandırmalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz” hükmü yer almaktadır.
Burada hemen belirtmek istediğim husus şudur; TBMM’de Anayasanın değiştirilmesi için muhtelif çalışmalar yürütülmektedir. Özellikle ifade ve bilgi edinme özgürlüğü , internete ulaşımın serbest olması konusunda 13. maddenin değiştirilmesi sakıncalar yaratabilir.
Diğer yandan, maddede yer alan “ölçülülük ilkesi” son derece önemlidir. İnternete erişimin engellenmesi konusundaki hertürlü yasal düzenlemede “ölçülülük” ilkesine uygun davranılmalı, “erişimin engellenmesi kararı bir sitenin tamamına değil, sadece suç oluşturduğundan şüphe edilen ilgili yayının erişimine engel koyacak biçimde, bununla sınırlı olarak verilmesi gerekmektedir.” (Murat V.Dülger- Yasin Beceni, a.g.e. sayfa 14)

İnternete erişim özgürlüğünü düzenleyen, daha doğrusu bu alanda özgürlüklere sınırlamalar getiren ve taraf olduğumuz Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi  hükümleri vardır, bu hükümlere aşağıda değinilecektir.

3.      İnternete Bireysel Erişimin Engellenmesi Konusundaki Ulusal Mevzuat

Bugün için Türkiye’deki yasal mevzuatta “internete erişimin engellenmesi” kararının verilebileceği 5651 Sayılı Kanunda açıkça belirtilmiştir. Bu Kanun yanında FSEK Ek 4. maddesinde, HMUK 101-113. maddelerinde internet sitelerine erişimin engellenmesi sonucunu doğuran kararların verilebilmesi mümkün bulunmaktadır.

 5651 Sayılı Kanun Uygulaması

04.05.2007 tarihli 5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun hükümleri de internete erişim ile ilgili kurallar getirmektedir.

Bu Kanunun 8. Maddesinde; “internet ortamında yapılan ve içeriği aşağıdaki suçları oluşturduğu hususunda yeterli şüphe sebebi bulunan yayınlarla ilgili olarak erişimin engellenmesine karar verilir” ifadesine yer verildikten sonra TCK’da yer alan intihara yönlendirme, çocukların cinsel istismarı, uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, sağlık için tehlikeli madde temini, müstehcenlik, fuhuş, kumar oynanması için yer ve imkan sağlama suçları ile Atatürk aleyhine işlenen suçlar karara dayanak olarak belirtilmiştir.

Erişimin engellenmesi kararı içerik veya yer sağlayıcısının yurt içinde bulunması halinde soruşturma evresinde Hakim, kovuşturma evresinde Mahkeme, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise Cumhuriyet Savcısı tarafından verilir.

İçerik veya yer sağlayıcısının yurt dışında bulunması halinde erişimin engellenmesi kararı re’sen Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından verilir.

Kanunun genel gerekçesinde; “hızla yaygınlaşan elektronik iletişim araçlarının sağladığı imkanların suiistimal edilmesi suretiyle işlenen suçlarla mücadele konusunda” etkin ve doğru yapılanmanın amaçlandığı belirtilmekte, tasarının “suçun ve suçlunun gelişen bilişim teknolojilerini bir Truva atı gibi kullanarak Anayasamızın özel olarak korunmasını öngördüğü başta aile, çocuklar ve gençler olmak üzere belirli sosyal kesimlere yönelik suçların kolayca işlenmesini önleyici özel bir Kanun mahiyetindedir” ifadesine yer verilmektedir.

Kanunun gerekçe bölümünde “düzenleme” ifadesi yerine “mücadele” kelimesinin tercih edilmesinden Başkanlık tarafından “yeterli şüphe sebebi” bulunan olaylarda getirilen sistemin kuvvetle uygulanacağı anlaşılmaktadır.

Yine genel gerekçe bölümünde “TCK’da yer alan belirli suçların internet dahil elektronik ortamda etkilerini sürdürmesinin idari ve yargısal koruma tedbiri olmak üzere belirlenen iki yöntemle önlenmesi mümkün bulunmaktadır” denilmektedir.

Doktrinde belirtildiği gibi “koruma tedbirleri bir amaç değil bir araçtır. Koruma tedbirleri doğaları gereği geçici tedbirlerdir ve amaçları maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır.” (Murat V.Dülger-Yasin Beceni, a.g.e. sayfa 40) Halbuki Kanunun gerekçesinden “koruma tedbirinin” istisnai değil suçu engellemek için esas öğe olarak ve yaptırım olarak kabul edildiği görülmektedir.

İnternet erişiminde bu Kanun hükümleri çerçevesinde filtreleme, izleme gibi yeni düzenlemeler getiren TIB uygulamalarının yakın geçmişte kamu oyunda tepki topladığı bilinmektedir.

Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile internet sitelerinin engellenmesi
5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) “internete erişimin engellenmesi” konusunda düzenleme getiren bir başka yasadır.

Bu Kanunun değiştirilen Ek.4.maddesinin 3. ve 4. fıkraları şu şekildedir:

Dijital iletişim de dahil olmak üzere işaret, ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla servis ve bilgi içerikli sağlayıcılar tarafından  eser sahipleri ile bağlantılı hak sahiplerinin bu Kanunda tanınmış haklarının ihlali halinde, hak sahiplerinin başvuruları üzerine ihlale konu eserler içerikten çıkarılır. Bunun için hakları haleldar olan gerçek veya tüzel kişi öncelikle bilgi içerik sağlayıcısına başvurarak üç gün içinde ihlalin durdurulmasını ister. İhlalin devamı halinde bu defa Cumhuriyet Savcısına yapılan başvuru üzerine, üç gün içinde servis sağlayıcıdan ihlale devam eden bilgi içerik sağlayıcısına verilen hizmetin durdurulması istenir, ihlalin durdurulması halinde bilgi içerik sağlayıcısına yeniden servis sağlanır.

Bu madde incelendiğinde “internet ve erişimin engellenmesi terimlerinin kullanılmadığı” “süje olarak servis sağlayıcı ve bilgi içerik sağlayıcıdan sözedildiği” görülmektedir. (Bkz. Murat V. Dülger, Yasin Beceni, a.g.e. sayfa 55). Ancak internet kavramının bu madde kapsamında olduğu, maddenin amacının internete erişimin engellenmesi olduğunu söyleyebiliriz.

“Yukarıdaki maddede hakkı ihlal edilen kişiler için iki aşamalı bir koruma öngörülmüştür”. (Tekin Memiş, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile İnternet Ortamında Fikri  Hak İhlallerinin Engellenmesi için Getirilen Usul ve Bu Usulün Değerlendirilmesi, Bilişim Hukuku, Kadir Has Üniversitesi Yayını, 2006, sayfa 235-252) Bu çerçevede hakkının ihlal edildiğini düşünen kimseler önce içerik ve servis sağlayıcılara başvurarak ihlali 3 gün içinde sona erdirmelerini isteyecek, şayet ihlal devam ederse bu defa Cumhuriyet Savcısına başvurarak ihlalin durdurulmasını isteyeceklerdir.

Getirilen sistem “çeşitli ülkelerde uygulanan uyar-kaldır (notice and take down) sisteminin benzeridir”. (Tekin Memiş, a.g.e. sayfa 235-252. Bu sistemin esasını, içerik veya servis sağlayıcının kendisine usulüne uygun olarak bildirilen hak ihlali durumu üzerine gerekli kontrolleri yaparak yasal olmayan dosyaların kaldırılması teşkil eder.

Ancak herhalükarda doktrinde belirtildiği gibi “erişimin engellenmesi yanlızca ihlal konusu eserin yayınlandığı sayfa ile sınırlı uygulanmalı sitenin tamamını kapsamamalıdır” (Murat V. Dülger-Yasin Beceni, a.g.e. sayfa 55).

FSEK te sözü edilen “servis, bilgi ve içerik sağlayıcıların” neler olduğu açıklanmamıştır.

İnternet işlevini yerine getiren bu süjelerin tarifini bir kaynakta şu şekilde bulduk;

-         İçerik sağlayıcı: internet kullanıcıları tarafından erişilebilen herhangibir internet yayınının içeriğini hazırlayan ya da diğer bir deyişle bilgiyi bizzat üreten internet süjesidir.

-         Servis sağlayıcı: internet servis sağlayıcıları (İSS) kendi bilgisayarlarını kullanıcıların internete ulaşabilmeleri için bir giriş kapısı olarak hizmete sunan internet süjesidir. (Hasan Sınar, İnternet ve Ceza Hukuku, 2001, sayfa 41)

Bu sisteme karşı yapılabilecek bir eleştiri “servis sağlayıcıların bilgi içerik sağlayıcıların isimlerini gösterir listeyi her ayın ilk iş günü Bakanlığa bildirir” şeklinde getirilen yazışma yüküdür. Servis sağlayıcılar her ay değişen veya değişmeyen binlerce bilgi içerik sağlayıcılarının isimlerini (ve herhalde adreslerini) periyodik olarak Bakanlığa bildireceklerdir. Bakanlık bu listeleri gerektiğinde yararlanılmak üzere depolayıp saklayacaktır. Bu işlem bürokratik formalitelerin yoğunluğunu gösteren bir örnektir.

Daha önemli bir eleştiri şu olmalıdır. Servis sağlayıcı hak sahibinin iddiası üzerine nasıl bir inceleme yapacak ise sonunda web sayfasını kaldırmaktadır. Özellikle çekişmeli durumlarda, kaldırmadığı taktirde bu defa haklarının ihlal edildiğini iddia eden hak sahibi Cumhuriyet Savcılığına başvurmakta ve bilgi içerik sağlayıcısına verilen hizmetin durdurulmasını talep etmektedir. Savcılık Makamının böylesine özel ve teknik bir konuda eser sahibinin haklarının ihlal edilip edilmediği konusunda nasıl inceleme yapacağı belli değildir. Yapılan incelemenin Hakim denetiminden geçmesi olumsuz sonuçları bertaraf edebilecek niteliktedir.

FSEK uygulamasında “servis sağlayıcı herhangibir Mahkeme kararı olmaksızın iddia üzerine web sayfasını kaldırabilmektedir, bu durum düşünce ve haberleşme özgürlüğü ile çelişmektedir”. (Murat Dülger- Yasin Beceni, a.g.e. sayfa 58)

Diğer yandan, yasal olmadığı iddia edilen web sayfasının yabancı ülkede yerleşik  bir server’da bulunması halinde verilecek kararın uygulanabilirliği konusu da önümüze bir sorun olarak çıkmaktadır.

“Uyar ve kaldır” sistemi, AB Elektronik Ticaret Direktifinin 14. Maddesinde bütün enformasyon çeşitlerini kapsayacak şekilde öngörülmüştür. Getirilen sisteme göre  “belirli koşullar altında hizmet sunucular yasadışı aktiviteleri önlemek ve durdurmak yönünde hareket etmekle yükümlülerdir” “üye devletler bu tip mekanizmaların gelişmesini teşvik etmelidir”.

Sistem bazı ülkelerde sadece fikri hak ihlalleri için uygulanırken başka ülkelerde ilgili tarafların kendi iradelerine bırakmaktadır.

HMUK ihtiyati tedbir düzenlemesi

Bilindiği gibi, davacının davayı kazanması halinde sahip olacağı şeye dava görülürken teminat veya güvence altına almaya yarayan ihtiyati tedbir müessesesi HMUK 101-113 (yeni HMUK 389-393) maddelerinde düzenlenmiştir.

Bu kapsamda Medeni Kanunun kişilik haklarının korunması ile ilgili hükümleri çerçevesinde Mahkeme tarafından verilebilecek ihtiyati tedbir kararı kapsamında bir internet sitesine erişimin engellenebilmesi mümkündür.  

HMUK 101. maddesinde  ihtiyati tedbir kararı verilebilecek bazı haller sayılmıştır. Ancak sayılan bu haller sınırlayıcı olmayıp 103. Maddede;

-          tehirinde tehlike olan
-          tehirinde mühim bir zarar olacağı anlaşılan hallerde
-          tehlike veya zararı önlemek için

Hakimin “icap eden ihtiyati tedbirlerin icrasına karar verebileceği” hüküm altına alınmıştır.

“İhtiyati tedbirde amaç yargılama sonucunun yargılamaya başlanıldığı sırada ya da daha önce güvence altına alınmasıdır.”(Murat V. Dülger-Yasin Beceni, a.g.e. sayfa 46)

Yüksek Mahkeme kararlarında “ihtiyati tedbir” in geçici nitelik taşıdığı, geçici hukuki koruma tedbiri olduğu belirtilmiştir. Yargıtay’ın 1975 tarihli bir kararında ise “ tedbir önemli bir zararın verilmesini önleyecek şekilde verilmelidir. Bir tarafın ihtiyacını karşılayıp pek çok insana zarar vermesi ihtimali bulunan bir konuda ihtiyati tedbir kararı verilmesi mümkün değildir” ifadesi vardır.

     4.      İnternet sitelerinin Erişiminin Engellemesini Düzenleyen Uluslararası Sözleşmeler

Daha önce belirttiğimiz gibi mevcut yasal düzenlemeler yanında Türkiye’nin resmen katıldığı bazı uluslararası sözleşme hükümleri de yargı organları için bağlayıcı düzenlemeler getirmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

20 Mart 1950 tarihinde Roma’da imzalanan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 3 Eylül 1952 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye bu sözleşmeyi 18 Mayıs 1954 tarihinde onaylayarak resmen katılmıştır.

Sözleşmenin “Özgürlük ve güvenlik hakkı” başlıklı 5. maddesinde; “herkesin kişi özgürlüğüne ve güvenliğine hakkı vardır. Belirtilen haller ve yasada düzenlenen yollar dışında kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz” ifadesi vardır.

Sözleşmenin “ifade özgürlüğü” başlıklı 10. maddesinde ise; “herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak kanaat özgürlüğü ile kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları sözkonusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek özgürlüğünü de içerir” hükmü yer almıştır.

Ancak, özgürlüklerin sınırsız olmadığı prensibi çerçevesinde 10. Maddenin 2. fıkrasında “özgürlükler demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın ve ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir” ifadesi bulunmaktadır. Bu hükümde yer alan “demokratik bir toplumda zorunlu tedbirler niteliğinde olarak” ifadesi ile ifade özgürlüğüne getirilebilecek sınırlamaların da sınırları çizilmiştir.

Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi

Ülkemiz insan hakları ve demokratik değerleri belirleyen en önemli uluslararası belgelerden biri olarak kabul edilen bu Sözleşmeyi 15 Ağustos 2000 tarihinde imzalamış bulunmaktadır. Sözleşme TBMM’de onaylandıktan sonra yürürlüğe girecek olmakla beraber kabul ettiğimiz değerleri belirten bir başka uluslararası belgedir.

Sözleşmenin İç Hukukta Uygulanması ve Ayrımcılık Yasağı başlıklı 2. maddesinde ; “Sözleşmeye tanınan hakları kendi mevzuatında veya uygulamasında henüz tanımamış olup da bu Sözleşmeye taraf devletler kendi anayasal usullerine ve bu Sözleşmenin hükümlerine uygun olarak  Sözleşmede tanınan hakları uygulamaya geçirmek için gerekli olan tedbirleri veya diğer önlemleri almayı taahhüt ederler” hükmü bulunmaktadır.

Sözleşmenin “ifade özgürlüğü” başlıklı 19. maddesinde ; “herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir; bu hak bir kimsenin ülke hudutlarıyla sınırlanmaksızın sözlü, yazılı veya basılı veya sanatsal urun şeklinde veya kendi tercih ettiği başka bir iletişim vasıtasıyla her türlü bilgi ve düşünceyi arama, edinme ve ulaştırma özgürlüğünü de içerir” ifadesi yer almaktadır.
Daha sonra  maddenin 3. fıkrasında sözkonusu hakların “başkalarının itibarına saygı” ve ulusal güvenliği koruma veya sağlık ve ahlakı koruma” sebebiyle sınırlamalara tabi tutulabileceği belirtilmektedir.

Bu sözleşmenin 5. Maddesinde “hakları kötüye kullanma yasağı” hükmü, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 17. Maddesinde “hakların kötüye kullanımının yasaklanması” ve Anayasanın 14. maddesinde “özgürlüklerin kötüye kullanılmasının korunmayacağı” esasları getirilmiştir.  
Ancak bütün bu esaslar değerlendirildiğinde ifade özgürlüğünün sadece yasalarla ve yasada öngörülen amaçlar çerçevesinde “demokratik bir toplumda gerekli ve yaptırımın orantısal olması” gereği ile sınırlanabileceğini görülmektedir. “Aslında ifade özgürlüğünün sınırlandırılması iki taraflı bir sınırlandırmadır.”(Murat V.Dülger-Yasin Beceni, a.g.e. sayfa 35).Bu şekilde hem ifade özgürlüğünü kullananın hemde bilgi alma özgürlüğünü kullananın hakları sınırlanmaktadır.

Özetle belirtmek gerekirse Anayasamızın konu ile ilgili hükümleri, katıldığımız uluslararası sözleşme hükümleri “internet erişimi” konusunda uyulması gereken esasları oluşturmaktadır.

5.      HMUK ta düzenlenen “ihtiyati tedbir” işlemi ile internete erişimin engellenmesinde gözönünde bulundurulması gereken ilkeler

Yukarıda belirttiğimiz gibi HMUK 101-113. maddelerinde düzenlenen “ihtiyati tedbir” işlemi ile bir internet sitesine erişim engellenebilmektedir.

Şimdi “internet sitelerine erişimin engellenmesi” yolunda karar veren Yargıç ve Savcıların dikkate almaları gereken hususları belirtelim.

Bir defa Anayasa hükümlerinin bağlayıcılığı, üstünlüğü ve mutlaka uygulanma zorunluluğunu dikkate almaları öncelikle belirtilmesi gereken bir kural olmalıdır. Zira Anayasanın 11. maddesinde “Anayasa hükümleri yasama, yargı ve yürütme organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır” hükmü yer almaktadır.

Bu hüküm ışığında “Anayasanın temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin prensipleri ile diğer hükümlerinin yargı makamları ve idare tarafından doğrudan uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır”.(Murat V.Dülger-Yasin Beceni, a.g.e. sayfa 18)

Demek oluyor ki Yargıç veya Savcı “internet sitelerine erişimin engellenmesi” konusunda vereceği kararlarda Anayasada yer alan özgürlükleri koruyucu hükümleri öncelikle dikkate almak zorundadır. Bunun yanında mevzuatımızın parçası olan resmen katıldığımız uluslararası anlaşma hükümlerinin göz önünde bulundurulması gerektiğini söylemeliyiz.

Yargıç takdir yetkisini kullanırken kendisi için de bağlayıcı olan kuralları dikkate almalı, “yasa koyucunun hukuki kurallarla çizdiği sınırlar içinde ve onların hükümlerine, saptadığı esaslara, yasaların gayesine ve maksadına uygun olarak kullanmalıdır”.(Murat V.Dülger-Yasin Beceni, a.g.e. sayfa 20).

Öte yandan Yargıtay kararlarında ifadesini bulan “hak ve nesafet ölçüsü” yargıcın dikkate alması gereken başka bir husustur. Yargıç kararını verirken olayı tüm yönleriyle incelemeli, sadece bir tarafın değil tarafların durumunu dikkate alarak “ölçülü” karar vermek  zorundadır. Ceza yargılamasında yargıca tanınan takdir yetkisi daha da sınırlıdır, “koruma tedbiri niteliğinde “erişimin engellenmesi” kararını veren yargıçların takdir yetkisine dayanarak bu kararları verdiği hususu tartışılması gereken bir husustur”.(Murat V.Dülger-Yasin Beceni, a.g.e. sayfa 21)

Yüksek mahkeme kararlarında “ihtiyati tedbirin geçiciliği” kesin hukuki koruma elde edilinceye kadar geçici hukuki koruma tedbirleri olduğu ifade edilmiştir. (Anayasa Mahkemesinin 19.07.2003 tarihli Resmi Gazetede yayınlanan 1999/1 E. ve 2003/1 K sayılı 13.03.2003 tarihli kararı)

Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 1975/3743 E. 1975/7667 K. sayılı 16.06.1975 tarihli kararında “Tedbir önemli bir zararın meydana gelmesini önleyecek şekilde verilmelidir.Bir tarafın şahsi ihtiyacını karşılayıp pekçok insana zarar vermesi ihtimali bulunan bir konuda ihtiyati tedbir kararı verilmesi mümkün değildir.” Youtube sitelerinin erişime uzun süre kapatılarak pekçok kişinin etkilendiği olayı burada hatırlamak gerekir. Verilen karar ile belki bir tarafın ihtiyacı karşılanmış ancak çok büyük bir kullanıcı kitlesi mağdur edilmiştir. Biraz önce belirttiğimiz “ölçülülük” ilkesine uyulmadığı taktirde kişilerin Anayasa ile korunan bilgiye ulaşma, haberleşme ve ifade özgürlüklerinin nasıl olumsuz etkilendiğini bu örnekte görmek mümkündür.

Bu açıdan Yargıtay’ın “internete erişimin engellenmesi” alanında “ihtiyati tedbir müessesesinin kullanılmasına ilişkin çok önemli bir ölçüt getirdiği, bu ölçüt uygulanmadığı taktirde bireylerin Anayasa ile teminat altına alınan özgürlüklerinin hukuka aykırı olarak kısıtlandığı” doktrinde ifade edilmiştir. (Murat V.Dülger-Yasin Beceni, a.g.e. sayfa 49)

6.      Servis sağlayıcı, bilgi içerik sağlayıcı kavramları, mehaz AB Direktifi

Bilindiği üzere, FSEK Ek madde 4’te eser sahiplerinin hak ihlallerini belirtirken “dijital iletim de dahil olmak üzere işaret.ses ve/veya görüntü nakline yarayan araçlarla servis ve bilgi içerik sağlayıcılar” kavramlarına yer vermiş ancak “internet ve internete erişim” ifadelerine yer vermemiştir.

Ek madde 4’te “servis ve bilgi içerik sağlayıcılar” kavramlarının açıklamasını yapmamıştır. Uyar-kaldır diyebileceğimiz hukuki koruma sistemi içinde servis sağlayıcının bilgi içerik sağlayıcısına verdiği hizmetin bu Kanun çerçevesinde durdurulması bir çeşit “internete erişimin engellenmesi” dir. Yani Kanundaki düzenlemede açıkça “internet” ifadesi geçmese de fiili olarak bu koruma tedbiri internet yayınları için de kullanılmaktadır. “Yasadaki düzenleme internet yayınları açısından değerlendirildiğinde her ne kadar içerik sağlayıcıdan yanlızca fikri hak ihlaline konu eserin yayından çıkarılmasının talep edilebileceği öngörülmüşse de devamında hizmetin durdurulması açısından bir sınırlama yapılmamıştır. Bu düzenleme internet dışındaki araçlar açısından makul sayılabilirse de internet açısından ölçülü olmayacaktır. Dolayısıyla erişimin engellenmesi yanlızca ihlal konusu eserin yayınlandığı sayfa ile sınırlı olmalı, sitenin tamamını kapsamamalıdır”.(Murat V.Dülger-Yasin Beceni, a.g.e. sayfa 55-56)

5651 Sayılı Kanunun “Tanımlar” bölümünde ise “içerik sağlayıcı” kavramının tarifi yapılmış, “internet ortamı üzerinden kullanıcılara sunulan her türlü bilgi veya veriyi üreten, değiştiren ve sağlayan gerçek veya tüzel kişiler” olarak belirtilmiştir.

Avrupa Birliği Konseyi ve Avrupa Parlamentosunun 22.05.2001 tarihli ve 2001/29/CE sayılı “Bilgi Toplumunda Telif Hakları ve Komşu Haklarla İlgili Harmonizasyon  İlgili Direktif” 22.06.2001 tarihli ve L 167 sayılı AB Resmi Gazete’sinde yayınlanmıştır.  (EUR-Lex, Direttiva 2001/29/CE del Parlamento Europeo e del Consiglio, del 22 maggio 2001, sull'armonizzazione di taluni aspetti del diritto d'autore e dei diritti connessi nella società dell'informazione).

Direktifin 8. maddesi üye ülkelere, fikri haklar ve komşu hakların ihlali durumunda hak sahiplerini korumak için etkili, orantılı ve vazgeçirici gerekli hukuki araç ve önlemleri ve başvuru yollarını yürürlüğe koymak, ihlal halinde “ hizmetlerini üçüncü şahısların kullandığı aracılara” başvurabilmelerini sağlama yükümlülüğü getirmektedir.

Direktif hükümlerinde hak ihlallerinin hangi hukuki yollarla ve nasıl giderileceği konusunda herhangi bir tavsiye veya görüşe rastlanmamıştır. 

Oysa FSEK Ek 4. maddede düzenlenen uyar-kaldır sistemi Finlandiya Hukukundaki uygulamaya benzemektedir, belirli bir usul öngörmektedir. FSEK uygulamasında bir Mahkeme tarafından verilen karar olmadan servis sağlayıcı web sayfasını kaldırmakta ya da bloke etmektedir. Bu açıdan iki metin arasında önemli bir farklılık vardır.

Öte yandan, Kabahatler Kanununun 23. maddesine göre Cumhuriyet Savcısı kanunda açık hüküm bulunan hallerde bir kabahat dolayısıyla idari yaptırım kararı vermeye yetkilidir. FSEK Ek Madde 4’te yer alan ve Cumhuriyet Savcısını yetkilendiren hüküm yerinde değildir. Zira, hak ihlalinde bulunan hak sahibinin sadece iddiası üzerine Savcılık Makamının servis sağlayıcının yayınının kapatılması doğru değildir, bu konu geniş araştırma ve değerlendirmelere muhtaç bir konudur, meslek birliklerinin, bilirkişilerin görüşlerine ihtiyaç duyulmalıdır. Burada Cumhuriyet Savcısına aşırı yetki verilmiştir. Bu tarz bir ihtilafta konunun yargıç  değerlendirilmesinden geçmesi önemli ve gereklidir. Ancak FSEK Ek 4. Madde yetkiyi Savcı’ya vermiştir. Hakim ve/veya Ceza Mahkemelerine başvurarak bu imkanın kullanılması mümkün değildir. Başvurulacak  merci açık bir şekilde belirtilmiştir.

Bu çerçevede Türkiye’de internet sitelerine erişimin engellenmesi konusunda verilecek kararlar mevcut yasalara veya taraf olduğumuz uluslararası anlaşma hükümlerine aykırı olabilir, bu taktirde karardan zarar gören kişilerin öncelikle iç hukuk yollarının tüketilmesi maksadıyla kararın niteliğine göre kararın nihai bir karar olması durumunda temyiz yoluna, ihtiyati tedbir olması halinde itiraz yoluna bu yolların tüketilmesinden sonra da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvurmak mümkün bulunmaktadır.

       7.      Sonuç

İnternete erişimin engellenmesi konusundaki özet değerlendirmelerimize ilave olarak vardığımız sonuçları da kısaca belirtmek istiyorum.
  • Türkiye’deki mevcut düzenlemeler yeterli ve açık değildir, 5651 Sayılı Kanun dışında “internete erişim” konusunda Anayasa ve yüksek yargı kararlarına uygun, taraf olduğumuz uluslararası anlaşmalar ile uyumlu yeni düzenlemelere ihtiyaç vardır
  • Bilindiği gibi, hukuk müessesesi muhafazakar bir yapıya sahiptir, teknolojik veya bilimsel  gelişmeleri daha sonra o konularda yapılan yasal düzenlemeler takip eder. 5651 Sayılı Kanun internetin gerek dünyada gerekse Türkiye’de yaygın kullanımından çok sonra 2007 yılında düzenlenmiştir ve siyasal etkilere çok açık bir yapıdadır
  • Bugün mevzuatımıza birçok alanda kaynak olan AB hukukunda da internete erişim “kamu yararı” gözetilerek çocuk pornografisi, uyuşturucu maddeleri teşvik gibi konularda  sınırlandırılabilmektedir. Bizim Kanunumuzda ise sınırlama konuları oldukça geniş  tutulmuştur. Kanunun 8. maddesinde yer alan “yeterli şüphe” kavramı oldukça belirsizdir, yeni sınırlandırmalar siyasi otoritenin tercihlerine bağlı olarak getirilebilir.
  • Yüksek Mahkeme kararlarında bilgi ve iletişim hukuku ve  internet alanında bir içtihat demeti yoktur. Elimizde ancak genel hukuk prensiplerini dikkate alan ve tekrarlayan eski kararlar vardır. Hernekadar bu eski kararlar doğru olsalarda bu kararları internet teknolojisine uygulamak yorum ve özel çaba isteyecektir. Yargıçları aydınlatacak daha yeni içtihatlara ihtiyaç vardır. Bu konuda Üniversitelere de doktrin oluşturmak ve geliştirmek yolunda önemli görevler düşmektedir.
  • İnternete ileşitişimin sınırlanması yolunda alınan olumsuz kararlar mutlaka temyiz yoluyla yüksek mahkemelere taşınmalı ve karar elde edilmelidir.
  • İç hukuk yollarının tüketilmesinden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılacak başvurular ve alınacak kararlar da konunun geliştirilmesinde yararlı olacaktır.
  • Son olarak internete erişim kararı için sadece bu karardan olumsuz etkilenen taraf değil ama  interneti kullanan ve bilgiye ulaşım hakkı, ifade ve iletişim özgürlüğü elinden alınan “her  ilgili” yasal yollara başvurabilmelidir.  


Av.Fatih Yücel






 
















 









Hiç yorum yok: