21 Ekim 2009 Çarşamba

5651 Sayılı Kanun’un Uygulama Alanı:


5651 sayılı kanunun 8. maddesinde yer alan katalog suçları ile ilgili yapılan yayınların yanında Kanunun 9. maddesi ile yayınlanan herhangi bir içerikte hakları ihlal edilen kişilerin ihlale konu içeriğin yayından kaldırılmasını talep edecekleri özel bir düzenleme getirilmiştir. İlk bakışta “içeriğin yayından kaldırılması ve hazırlanan cevabın bir hafta süre ile yayınlanması” Basın Kanunu’nda 14. Maddesinde yer alan düzeltme ve cevap hakkına benzer nitelikte bir düzenleme olduğu göze çarpmaktadır. Düzeltme ve cevap hakkı, Basının kamuoyunu bilgilendirme, haber verme ve eleştiri de bulunarak kişi ve kurumlar hakkında gerçeğe aykırı nitelikte yayınlar yapması karşısında zarar görecek kişi ve kurumların başvuracakları bir yoldur. Bu hak niteliği itibariyle, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’nın Basın hürriyeti ve devamında yer alan basın ile ilgili hükümler altında düzenlenen temel bir hak ve değerdir. Bu hak ayrıca basın özgürlüğü ve bu özgürlüğün kullanım esaslarını düzenleyen Basın Kanun’unda yer almaktadır.
Basın Kanun kapsam itibariyle basılmış eserlerin yayını kapsamakta ve bu nedenle bu Kanunu anlamında cevap ve düzeltme hakkının kullanılması için “süreli bir yayında kişilerin şeref ve haysiyetini ihlal edici veya kişilerle ilgili gerçeğe aykırı yayım yapılması” şartı aranmaktadır. Ancak, benzer nitelikte olduğu varsayılan bir düzenleme olan 5651 sayılı Kanun 9. Maddesinde ise; içerik nedeniyle hakları ihlal edilen kişinin bu hakkını kullanması ile ilgili herhangi bir sınırlandırılmaya tabi tutulmamıştır. Ayrıca; Kanun internet üzerinde yapılan yayınlar ile ilgili herhangi bir ayrım yapmadığından hangi tür yayınlarda cevap ve düzeltme hakkı son derece geniş ve muğlak kalmıştır. Tüm bu yönleri ile 5651 sayılı Kanun Basın Kanununda yer alan düzenlemelerden uzak ve geniş yorumlanmıştır.

Ayrıca, Kanun madde metninden de anlaşılacağı üzere, 5651 sayılı Kanun ile tanınan bu hak; önleyici tedbir niteliğinde içeriğin yayından kaldırılması ve hukuka aykırılığın ortadan kaldırılması amaçlanmaktadır. Bu bağlamda, 5651 sayılı Kanun’un 8. madde metninde erişimi engelleme kararının tedbir olarak verildiği açıkça ifade edilmekle birlikte 9. madde yer alan düzenleme içeriğin yayından kaldırılması bizi Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanun‘da tanımlanan ihtiyati tedbir müessesine götürmektedir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, başlıca ihtiyati tedbir hallerini saymış ancak gecikmesinde sakınca bulunan veya gecikmesinde tehlike olan veya önemli zarar olacağı anlaşılan hallerde İhtiyati tedbir kararı verilebileceğini düzenlemiştir.
Tedbir kararının hangi hallerde uygulanacağına ilişkin olarak doktrinde ihtiyati tedbir kararının dava konusu uyuşmazlığın esasını çözümleme amacına hizmet edecek nitelikte ihtiyati tedbir kararının verilemeyeceği ifade edilmiştir. (Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, s:706) Kaldı ki; ihtiyati tedbirin davanın esasına ilişkin bir karar niteliğinde olmaması bu müessesenin uygulama amacına uygun bir yorum ve düzenleme olacaktır. Bu kapsamda; 5651 sayılı Kanun ile verilen erişimin engellenmesi ve “içeriğin kaldırılması” kararının yalnızca söz konusu içeriğe değil, içeriğin yer aldığı sitenin tümüne yönelik olması sebebiyle siteye Türkiye’den erişen tüm kullanıcıların haklarını kısıtladığı kaçınılmaz bir gerçektir. Zararı ve tehlikeyi önleme amacı taşıyan bu müessesinin amacına aykırı olarak kullanıldığını bir kez daha ortaya koymaktadır. Bu nedenle bu kanun uygulamasına yönelik esaslı değişikliklerin yapılması gerekmektedir.

Kişilik haklarından kaynaklanan ihlallere ilişkin olarak Medeni Kanun’un 24 ve devamı maddelerinde düzenlemeler mevcut olup, bu maddeler gereği hukuka aykırı kişilik haklarına saldırılan kişi, “hâkimden saldırı tehlikesinin önlenmesini, sürmekte olan saldırıya son verilmesini, sona ermiş olsa bile etkileri devam eden saldırının hukuka aykırılığının tespitini” isteyebilmektedir. 5651 sayılı Kanun’un 9. Maddesinde ise; Medeni Kanun’un 24. ve 25. maddelerinde kişilik haklarını düzenleyen hükümleri ile bağlantılı olarak, hakları ihlal edilen kişi içeriğin yayından çıkarılmasını talep etme hakkını tanımaktadır. Bu noktada, 5651 sayılı Kanun’un uygulanması ile ilgili diğer bir sorun ise, Medeni Kanunda kişilik haklarının ihlaline ilişkin olarak düzenlediği hükümlerin yanında daha özel bir düzenlemeye sahip 5651 sayılı Kanun’un 9. maddesinin nasıl uygulanacağıdır.

Bilindiği üzere genel kanun, özel kanuna göre daha geniş nitelikte düzenlemeler içerir. Ancak genel kanun - özel kanun ayrımı açısından her kanun diğer kanunun düzenleniş amaç ve kapsamına göre değişiklik gösterecektir.

Genel kanun, özel kanunda hüküm bulunmayan hallerde uygulanır. Bu nedenle genel kanun, özel kanunun tamamlayıcısı rolünü oynar. Bu durum özel kanunda açıkça hüküm bulunmayan hallerde uygulanır. (Turhan Esener Hukuk Başlangıcı s:231) Bu çerçevede, ilk bakışta özel nitelikte bulunan 5651 sayılı Kanun’un Medeni Kanunda yer alan hükümler yerine uygulama alanı bulması gerekir diye düşünmek gerekirken 5651 sayılı Kanun’un sadece internet ortamında yapılan yayınları düzenleme amacı taşıdığından sadece bu yayınlar ile ilgili olarak uygulama alanı bulması gerekeceği hususunu da gözden kaçırmamak gerekir. Bu nedenle, Medeni Kanun’unda yer alan hükümleri haricinde sadece 5651 sayılı Kanun’un uygulama alanı bulacağını söylemek güçtür.

Kaynakça:
Esener, Turhan Hukuk Başlangıcı 2000, s:23
Kuru, Baki Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı, 2001, s:706

Hiç yorum yok: